
Röportaj: Hayriye Savaşçıoğlu
Türk sinemasının sevilen yapımlarından “Dondurmam Gaymak”ın devam filmi “Dondurmam Gaymak: Gapital”, 16 Ekim 2026'da vizyona girdi. İlk filmin görüntü yönetmeni ve yapımcılarından Eyüp Boz, 20 yıl sonra bu kez filmin yönetmen koltuğunda. Muğla'dan New York'a uzanan hikaye, yerel kültür ile kapitalist yaşam biçimi arasındaki karşıtlığı mizahi bir dille ele alıyor. Boz ile filmin ortaya çıkışını, çekim sürecini ve yaklaşık 40 yıllık sinema yolculuğunu konuştuk.
“İlk filmin hatırasına zarar vermek en büyük çekincemizdi”
Dondurmam Gaymak filminin görüntü yönetmeni ve yapımcılarından biriydiniz. Yirmi yıl sonra aynı hikayenin devamında, bu kez ilk uzun metraj filminizin yönetmeni olarak karşımıza çıkıyorsunuz. Bu yolculuk sizin için ne ifade ediyor? Böylesine sevilen bir filmin devamını çekmek nasıl bir sorumluluk getirdi?
İlk filmin görüntü yönetmeni ve Yüksel Aksu ile Tankut Kılınç'ın yanı sıra yapımcılarından biriydim. İlk film, Türk sinemasının en özel işlerinden biriydi. Seyirci tarafından çok sevilmişti. Bu filmin hatırasına zarar vermek en büyük çekincemizdi. Yüksel Aksu yıllarca devam filmini yapmaya bu yüzden sıcak bakmamıştı. Senaryoyu yazarken de filmi çekerken de hep bu sorumlulukla hareket ettik. Başarılı olduğumuzu da düşünüyorum.
“Muğla'da 20 yılda neler değişti sorusundan yola çıktık”
Dondurmam Gaymak, Türk sinemasında kendine özgü bir yer edindi. Yıllar sonra bu hikayenin devamını çekme fikri nasıl doğdu? Nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz?
Yüksel Aksu yıllarca devam filmine karşı çıktı. Yaklaşık iki yıl önce, aradan geçen yıllarda Muğla'da, Arasta'da neler değişmiştir, yaşam nasıl devam ediyordur sorusu çıkış noktamız oldu. Yüksel'e bir hikaye kurup senaryoyu yazacağımı söyledim. O da “Senaryoyu beğenirsem ve sen çekersen kabul ederim” dedi. Onun en büyük çekincesi ilk filmin hatırasına zarar vermekti. Benim bu konuda sorumlu davranacağıma inanıyordu. Senaryoyu Melik Saraçoğlu ile birlikte yazdık. Yüksel bazı düzeltmeler yapmamızı istedi. Bu düzeltmeleri de yaptıktan sonra yapımcı arayışına başladık. Yaklaşık bir yıl süren arayışın sonunda ocak ayında Unik Film ile anlaştık ve hazırlıklara başladık. İlk filmdeki mekanlarımızın tamamını yeniden kullanmak istedik. Ancak dondurmacının evi için izin alamadık. O mekanı değiştirmek zorunda kaldık. Sonuçta çok daha iyi ve verimli bir mekan seçtik. Oyuncu kadrosu, sanat ve kostüm hazırlıklarımızı tamamladık. Uğur İçbak ile birlikte anamorfik lensler kullanmaya karar verdik. Bunun da filmin görselliğine büyük katkısı oldu. 24 Nisan'da da “Motor!” dedik.

“Görüntü yönetmenliği deneyimim hazırlık aşamasında büyük avantaj sağladı”
Uzun yıllar görüntü yönetmenliği yapmış bir sinemacı olarak görüntüyle hikaye anlatmaya alışkınsınız. İlk uzun metraj filminizi yönetirken bu deneyiminiz size nasıl bir avantaj sağladı?
Otuz sekiz yıldır sinema sektöründeyim. Sektörün her alanında çalıştım. Ofis çalışanı olarak başladım. Set ve ışık asistanlığı yaptım. Daha sonra kamera asistanı oldum. 1998 yılından beri görüntü yönetmenliği yapıyorum. İlk uzun metraj yönetmenliğimde görüntü yönetmeni olarak kiminle çalışmak istediğim sorulduğunda, yıllarca asistanlığını yaptığım, ustamız ve Türk sinemasının en iyi görüntü yönetmenlerinden biri olan Uğur İçbak'ı tercih ettim. Sağ olsun, Uğur ile çok uyumlu çalıştık. O da çalışma şeklimizden çok memnun kaldı.
Ben görüntü yönetmenliği deneyimimden daha çok hazırlık aşamasında yararlandım. Mekan gezilerinden sonra dekupaj çalışmalarımı, sahneleri hangi açılardan kurarsam görsel açıdan daha başarılı olacağını düşünerek yaptım. Bu çalışmalar sette bize müthiş hız kazandırdı. Doğru ışığı yakalama konusunda hiç ödün vermedik. Üstelik bu durum zaman kaybına da neden olmadı.
“Kapitalizme karşı bir film yapıyorsak hikayeyi kapitalizmin merkezinden başlatmalıydık”
İlk filmde profesyonel olmayan oyuncuların doğallığı dikkat çekiyordu. Yeni filmde oyuncu seçimi ve karakterlerin oluşturulması sürecinde nasıl bir yol izlediniz? Çekimleriniz New York'a da uzandı. Hikaye Muğla'dan Amerika'ya nasıl taşındı?
İlk filmin en özel yanı, halkla birlikte bu filmi yapmış olmamızdı. Bir iki oyuncu dışında tamamı ilk defa kamera karşısına çıkmıştı. Bütün yerel oyuncuları hazırlamıştık. Mehmet Ali Alabora onlara oyuncu koçluğu yapmıştı. İlk filmde oynayan bütün yerel oyuncularla yeniden çalışmak niyetindeydik. Fakat bir iki arkadaşımızı oynamaya ikna edemedik. Yapımcılarımız, ilk filmdeki yerel oyuncu kadrosunu profesyonel oyuncularla desteklemeyi teklif etti. Hikayemiz de buna uygundu. Yerel, amatör ve profesyonel oyuncuları iyi kaynaştırdığımızı düşünüyorum. Hikayenin neden New York'ta başladığına gelince; kapitalizme karşı bir film yapıyorsak hikayeyi kapitalizmin merkezinden başlatmak gerektiğini düşündüm. Hikayemizin ana eksenini ilk filmde Ali Usta'nın çırağı olan Kamil karakteri üzerine kurduk. Kamil büyümüş, New York'ta bankacılık yapıyor. Eşinden ayrılmış ve oğluyla birlikte yaşıyor. Oğlunun uyum sorunları nedeniyle bir süreliğine Muğla'ya dönmek zorunda kalıyor. Böylece hikaye, New York'un renksiz yaşamından Muğla'nın sıcak renklerine taşınıyor.
“20 yıl sonra aynı mekanlarda yaşamın devam ettiğini görmek beni mutlu etti”
Çekimler nerelerde ve ne kadar sürede gerçekleşti? Hangi oyuncularla çalıştınız, yapımcılığını kim üstlendi? Bu süreçte sizi en çok etkileyen ya da hafızanızda yer eden bir an oldu mu?
Çekimler, ilk filmde olduğu gibi Muğla'nın çeşitli yerlerinde ve New York'ta gerçekleşti.
Muğla'da Arasta, Saburhane, Ula, Akyaka ve Yeşilyurt'ta; New York'ta ise Manhattan, Brooklyn, Queens ve Staten Island feribotunda çekimler yaptık. Toplam 22 iş gününde çekimleri tamamladık. Cengiz Bozkurt, Atakan Çelik, Abdullah Burak Kaya, Mehtap Bayrı, Gülnihal Demir, Zehra Yılmaz, Tolga Çandar, Okan Çabalar ve Yasin Çam filmde önemli rolleri paylaştılar. Çekim yaptığımız mekanların çoğunda, 20 yıl öncesi gibi yaşamın devam ettiğini görmek bana büyük mutluluk verdi. İlk filmden sonra dünyaya gelen kızım Defne'nin bu filmde asistanlığımı yapması da benim için çok özel bir deneyimdi.

“İlk filmin ulaştığı seyirci sayısını yakalamayı hedefliyoruz”
Film 16 Ekim'de vizyona girdi. Kaç sinema salonunda gösteriliyor? Seyirci sayısı açısından beklentileriniz neler? Filmle ilgili bundan sonraki planlarınızdan da söz eder misiniz?
Film, Türkiye'nin her bölgesinde, birçok ilde yaklaşık 300 salonda gösterime girdi. En az ilk filmin ulaştığı seyirci sayısına ulaşmasını bekliyorum. Filmin sinema serüveninden sonra dijital platformlar ve televizyonlar için gösterim kopyalarını hazırlayacağım. Belki festivallerde özel gösterimler de yaparız. “Kusturica'nın Dolly Bell'i Hatırlıyor musun? filmi sinemaya bakışımı değiştirdi”
Sinemayla yolunuz nasıl kesişti, bugüne kadar nasıl bir mesleki yolculuk geçirdiniz? Sinemaya bakışınızı değiştiren bir film, yönetmen ya da karşılaşma oldu mu? Yeni projeleriniz neler?
Küçük yaşlardan beri sinemaya merakım vardı. Sinema kitapları edinirdim. Daha sonra bu işin bir okulu olduğunu öğrendim.
İlk başvurumda okulu kazanamadım. Fakat vazgeçmedim ve Plato Film'de ofis çalışanı olarak işe başladım. 1991 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV Bölümünü kazandım. Emir Kusturica'nın Dolly Bell'i Hatırlıyor musun? filmi sinemaya bakışımı değiştiren filmdir. 1985 yılında TRT 2'de bu filmi izlediğimde, o güne kadar bildiğim sinemadan çok farklı bir sinemanın var olduğunu kavradım. Yaklaşık 40 filmde görüntü yönetmeni, yönetmen, yapımcı ve senarist olarak yer aldım. Sır Çocukları, Meleğin Düşüşü, Beyaz Melek, Sarıkeçililer, Orada, Beş Şehir, Zer, Kapı ve Turna Misali görev aldığım belli başlı filmler arasında. Şimdi yine Ege'de geçen yeni bir projem var. Eşim Eren Danışman Boz ile birlikte yazdığımız bu proje için finansman arayışımız sürüyor.
Usta sinemacı Eyüp Boz'un 20 yıl sonra bu kez yönetmen koltuğunda hayat verdiği “Dondurmam Gaymak: Gapital”, yalnızca sevilen bir filmin devamı değil, yılların değiştiremediklerine sinemanın penceresinden bir bakış. Muğla'nın insanını, kültürünü ve kendine özgü mizahını yeniden beyaz perdeye taşıyan bu yolculuğu bizimle paylaştığı için Eyüp Boz'a teşekkür ediyoruz.
